Allah Sevgisi



Bir çok insan hayatlarını samimiyetle ve içleri kor gibi yaşamışlardır Bu insanlar söylenen en küçük heyecan verici bir şey karşısında heyecanlanır ve ağlarlar; ve yine bu vasıftaki insanlar herhangi bir heyecanlı konuşma karşısında bayılacak gibi olurlar ve bu yiğitlerin dinî duyguları daima içlerinde canlıdır

Dinî duygular açısından insan tıpkı bir ocak gibidir Ocağın sürekli körüklenerek ateşinin kıvamında devam ettirilmesi gibi insanın da körüklenmeye ihtiyacı vardır İnsan kendi haline bırakılırsa mangalda küle dönüşen şeyler gibi o da küle dönüşür Bir mangalda biraz kıvılcım altta daima kalır Bir külün dibinde kalan kıvılcımları insan tabiatındaki sönmeyen ve daima parlamak için hazır halde bekleyen duygulara benzetebiliriz İnsan mahiyetinde böyle duygular vardır İnsanın bütün latifeleri bir günah, bir hata ile sönmez Bir hata ile harman tamamen yele verilmiş sayılmaz Yele giden gider, saman olan olur, kül olan olur Fakat azıcık o bakiye kurcalandığında alttan bir kısım şeyler çıkar Yeniden onların takviye edilmesi, beslenmesi, hava verilmesi ve körük çekilmesi lazım ki canlı hale gelsin

Aynen bunun gibi insanın iç dünyası da sürekli canlı tutulması gereken bir mahiyettedir Her zaman imanın, inancın ve heyecanın bir yerden beslenmesi –bir benzetmeyle söyleyecek olursak- onlara odun, kömür veya doğalgaz bağlanması, sürekli yakıt pompalanıp o alevin, ateşin veya korun içte devam etmesi sağlanmalıdır Zira bir insanın imanı, İslamî değerleri içinde daima canlı olarak duyması ile mebsuten mütenasip (doğru orantılılı)dır

Sabahtan akşama kadar inanılan değerler yani Allah hakikati, Peygamber hakikati içte ne kadar canlı tutuluyor? Bu canlı tutma ameliyesinin iradî olması gerekmektedir Bunun iradîliği aşıp tabiatın bir yanı haline gelmesi bir kısım mukarrebîne mahsus keyfiyettir İşleye işleye o hale gelir ve devam eder Nasıl insan gayr-i iradî olarak hayat arkadaşına, çocuklarına sürekli, mütemadî bir alaka duyar, onların adını hiç unutmaz, günün her saatinde hatırında tutar, her çırpınışında onları düşünür Allah hakkı eşin, dostun, evladın, annenin, babanın, vatanın, ülkenin ve ülkünün hakkından büyüktür Bunların değeri yok demek değildir Bunların hepsinin değerler hanesinde birer yeri vardır Fakat hiçbiri Allah'a gösterilmesi gereken alaka ölçüsünde değildir ve olmamalıdır da Bu başta iradî olarak ortaya konması gereken bir esastır Allah'a karşı alâka ve irtibat, Efendimize karşı alaka ve muhabbet iradî olarak bilenmesi gerekmektedir

Bir an O'ndan gaflet edilirse, bir an O'ndan uzaklaşılmış olunur Bir an O'nsuz yaşanmış olur “Bir an beni Sensiz etme”, Allah Rasûlünun dualarındandır “Göz açıp kapayıncaya kadar beni Sensiz etme” duası bir zirvedir Her mümin bu zirveye talip ve gözü de hep bu zirvede olmalıdır Ne yapmalı ki yirmi dört saatin saatlerinde, dakikalarında, saniyelerinde hatta âşirelerinde O'na karşı canlı olma duyulabilse, içte hissedilebilse Başlangıçta esas tevekkül, teslimiyet, sika, tevfiz değil, iradenin hakkını vermektir

Odunla yanmış bir ocağı sürekli tutuşturmak, alevlerini havaya doğru uçurmak için içine odun atmak sonra da onu körüklemek icab eder Bizim odunumuz, yakıtımız da sürekli düşünmek, tefekkür etmektir Cenab-ı Hakk'ın üzerimizdeki merhamet, şefkat dalgalarına bakıp sürekli şefkatle oturup kalkmak ve tefekkürle bu atmosferi besleyerek, canlı, şeffaf, her şeyi doğru gösteriyor halde tutmaya çalışmaktır

Bir an insanın nazarı ağyara kayarsa hemen Cenâb-ı Hakk'a dönmeli Tabiat ve cismaniyet mukteza-yı beşer olarak alıp insanı bazen başka vadilerde dolaştırması, bazen insanın cismaniyeti altında kalıp ezilmesi, bazen hayvaniyetin güdümüne girmesi kaçınılmazdır İnsan tabiatı itibariyle yirmi dört saat içinde camid, hayvan, insan ve insan-ı kamil mertebelerinin hepsine uğramaktadır Fakat bunların içerisinde daima göz ucuyla gözlenilmesi gereken bir mertebe varsa o da insan-ı kamil mertebesidir Bu da sürekli ocağı köpürtmeye, en güçlü şekilde yanıyor halde tutmaya bağlıdır

Bir mümin dine ait meseleler karşısında heyecanlanır Dine ait meseleler söz konusu olduğunda bir küheylan gibi coşar, âlem-i İslam'ın perişan vaziyetini gördüğünde gözyaşı döker Bir yerde bir sukut gördüğünde hemen bir taraftan hicranla ağlar, sızlar; diğer taraftan da oradaki o gediği kapamak için koşar Asıl mesele insanın kendi içinde kıv----- ermesi, hep kendisini canlı tutmasıdır Ölü bir insan sürekli insanlar içinde dolaşsa dursa da kimseye hayat vermesi söz konusu değildir Hayat verebilmesi için esas onda hayat olması lazımdır Sadece kendisiyle alakalı meseleler söz konusu olduğunda canlı olmak canlı olmak demek değildir Allah için, Efendimiz için canlı olmak demek, nerede ve ne zaman aklına onlar gelirse gelsin içine bir şeyler oluyor gibi onları hissedebilmek demektir Bunun için de insanın beslenmeye ihtiyacı vardır Âfâkî ve enfüsî tefekkürle onu besleyecek Sürekli o sinede kor da alev de, yakıcılık da, hararet de tamam olacak Mükemmel bir insan olmanın yolu budur Bu da iradeyle o ateşin hep canlı tutulmasına bağlıdır

Bu ateş söndürülürse sunîlik ortaya konmuş olur İçten nebeân etmeyen, fışkırmayan tavır ve davranışlar, görüntüler sergilenirse günaha bile girilmiş olabilir Bu da insanlarda muvakkat bir heyecan hasıl edebilir ama kalıcı bir tesiri olmaz Allah kalıcı tesiri, Kendisine olan aşkın heyecanın sürekli dorukta olmasına bağlamıştır Aşk, heyecan sürekli dorukta ise Allah (celle celalühu), istenmese bile tavır ve davranışlara hiç durmayan bir müessiriyet bahşeder

Suyun sûretiyle, resmiyle ekinleri sulasanız bir şey yetişmez Işığın aynaya akseden şekliyle ışıklandırsanız, güneşlendirseniz otlar bitmez Kendisiyle yüz yüze getirmek, kendilerine ait husîsiyetleri aksettirmek şarttır Asıl mesele kalbin kor gibi yanmasına bağlıdır

Ne var ki, Hakk'ın âşık-ı sadıklarında aşkı dışarıya vurma yasaktır Elinden geldiği kadarıyla dili ısırıp onu yutma esastır Ağlamanın mahzurlu olduğu alanlar vardır Bu alanlardan biri de sadakat alanıdır Allah'la münasebeti sürekli içinde bir kor gibi tutmak, yanıp yakılmak ama dışarıya sızdırmamaya çalışmak, ağlamaya dahi “estağfirullah” demek Evet, yutmak mümkünse yutmak ve ses çıkarmamak Fuzûlî şöyle der:

Aşıkım dersin belayı dertten âh eyleme
Âh edip ağyarı âhından âgâh eyleme
Dertliyim dersen belayı dertten âh eyleme,
Âh edip dertsizleri derdinden âgâh eyleme

Bu sevginin esası kişiyle Allah arasında kalmasıdır Dışa vurduğunda etrafı kasıp kavuran, her şeyi kendine benzeten ağyarı, ecnebî sayılan şeyleri, mâsivâ sayılan şeyleri yakıp kavuran da bu sevgidir Böyle bir sevgi Kalbin Zümrüt Tepelerinde de ifade edildiği şekilde bir yönüyle sübûhat-ı vechin cilvesini taşıyor gibi Aksi durum böyle meselenin çocuksu ele alınması demektir Hak aşıkları iradelerini aştığında farkında olmadan göz yaşı dökerler, inlerler ve hıçkırırlar Onlara göre iradeyle önlenebilecek şeyleri izhar etmek riyadır

Başkaları nasıl bazı şeylere tiryakicesine tutkundurlar; müminler de Allah'a delicesine sevdalıdırlar; ciddi bir alaka içindedirler Hiçbir şey onların bu alakalarını söndüremez Neye baksalar, neyi görseler adeta O'nu görüyor gibi duyguları, düşünceleri hep artar ve sürekli köpürür Zât-ı Ulûhîyet mülahazasına girdikleri zaman mıknatısın alanına girmiş olur, çekilen bir demir gibi O'nun tarafından çekilirler

Zaten bizim de tek arzumuz, dinlediğimiz bu hakikatleri sizinle paylaşarak bu mutevazı gayretimizi hakiki Allah sevgisine nail olabilmek için vesile kılmaktır



A Said Tunçpınar