|
|
|
|
|
|
|
|
|
SÜNNETE SARILMAK, HİDAYETTİR |
|
|
|
 |
Okunma |
|
120 |
Facebookta Paylaş
Suhayb (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.): “Mü’minin işine şaşarım! Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu, mü’minden başka hiç kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse, şükreyler. Bu, onun için hayır olur. Darlık isabet ederse, sabreyler. Bu da, onun için hayır olur.”([21]) Bu hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir: “Hadis-i Şerif, kâmil bir mü’minin nasıl hareket etmesi lazım geldiğine işaret buyurmaktadır. Mü’min, zenginlerse şükredecektir. Bunun mânâsı zekatını vermek, muhtaçları gözetmek vesairedir. Dara düştüğü zaman da sabredecektir. Zira sabrın so-nu, mutlaka selâmettir. Muvakkaten sıkıntıya düçar olan mü’min, bir imtihan geçiriyor demektir. Bu imtihanda mu-vaffak olmanın sırrı sabırdır. Böylece mü’minin her işi ken-disi için hayır olmuş olur.”([22]) Muvahhid mü’min, Âlemlerin Rabbine katıksız iman edip tam teslim olmuş izzet sahibi bir kişidir... O, Rabbi ’ın kendisini yarattığı fıtrat üzere yaşamaya gayret ederken,[23] hiçbir şirk koşmadan yaratılış gayesi olan yalnızca ’a ibadet eder[24] O, her anında imtihan hâlinde olduğunun idrakindedir... O, imtihanını şuurlu bir şekilde, Rabbi ’ın yardımıyla[25] sabrederek başaracağına ina-nır([26])... O, gerek imanından gerekse amelinden asla taviz vermeyen, hâlinin ilmini bilip, bildiğiyle amel eden bir kişi-dir... el-Hakem (r.a.)’dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kişi, ibadetlerinden taviz verdikçe, ALLAH da onu, kuruntu hastalığına mübtelâ kılar.”([27]) İbadet, bütün hayatı kuşatıcıdır... Her hâl, ya ALLAH’ın emredip razı olduğu ve Rasulullah (s.a.s.)’in gösterdiği gibidir, ya da ALLAH’ın yasakladığı ve razı olmadığı gibidir... ALLAH’ın razı olduğu ve Rasulullah (s.a.s.)’in uygulamasını gösterdiği gibi olan hâl, ibadet hâlidir... Bunun zıddı, isyan hâlidir... Emrolunup gösterildiği şekilde tanzim edilen hayat, ibadet ve itaat üzere olunan bir hayattır... Eğer Alla-h’ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)’in gösterdiği gibi davra-nılmaz ise, isyan hâli gündeme gelir... Muvahhid mü’min kulun, bütün ibadetleri, hayatı ve ölümü ALLAH için olmalıdır... Hayatı ALLAH için, ibadeti ALLAH için olan mü’min kulun hayatı ibadet, ibadeti hayat olur... Rabbimiz ALLAH, muvahhid mü’min kullarına böyle emret-miştir: “De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemleri Rabbi olan ’ındır. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben, müslüman olanların ilkiyim.”([28]) Muvahhid mü’min kul, bu iman ve bu şuur ile hareket eder... Emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya çalışır...[29] Emrolunduğu gibi dosdoğru olmak, bütün haytını ’ın emrine ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne uygun bir şekilde düzenlemekle gerçekleşir... Gerek ferdî, gerek ailevî ve ge-rekse toplumsal hayat, bu şekilde düzenlendiğinde, Alla-h’ın koyduğu helâl-haram sınırlarına riayet edilerek, helâl-ler işlenip haramlara yaklaşılmadığında ve her an ’ın kendisini gördüğü inancıyla ihsan ile hareket edildiğinde kul, ibadet üzere, itaat üzeredir!.. Bu iman ile ibadet anlayışından verilen herhangi bir taviz, muvahhid mü’minin yolunu kesen eşkiyadır... Bu eşkıyanın zoruyla nasıl ki, bilinen, kabul edilen ve en doğ-ru yol bırakılarak başka yollara sapılıyorsa, imandan ve akîdeden verilecek taviz de kişiyi, dosdoğru yoldan saptırır, bid’at ve hurafelerin içine atar... Bu bid’at ve hurafeler içinde çok çalışan, gayret edip hareket hâlinde olan, kendisi-ni ibadet ediyor zanneder, fakat yaptıklarının boşa gittiğinin farkında bile olmaz... Abdullah b. Mes’ud (r.a.) şöyle diyor: - Sünnet dahilinde orta yollu çalışmak, bid’at içinde var gücüyle çalışmaktan daha hayırlıdır.([30]) Muvahhid mü’minler, kendilerinden önce imtihan olmuş olan ümmetlerden ve kavimlerden ibret ve ders almalıdırlar... Dünya hayatlarındaki imtihanlarında başarılı olup Rabbleri ’ın rızasını kazananlar gibi davranmalıdırlar... O razı olunmuş, mutmain bir kalb-i selim ile Rabbi ’ı razı edip cennetine, salih kullarının arasına giren mü’min müslüman muttakî kullar gibi yaşamak gerekir... Rabbimiz şöyle buyurur: “Cennet de muttakîler için uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. Bu, size va’dolunandır (gönülden ’a) yönelip dönen (İslâm’ın hükümlerini) koruyan, Görmediği hâlde Rahmân’a karşı içi titreyerek korku duyan ve içten ’a yönelmiş bir kalb ile gelen içindir. Ona, esenlik ve barış (selâm)a girin. Bu, ebedîlik günüdür. Orada diledikleri her şey onlarındır. Katımızda daha fazlası da var.”([31]) “Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnud edici ve hoşnud edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir.”([32]) Böyle ebedî huzur ve saadete kavuşmak, Rabbimiz ’ın razı olduğu bir kul olmak için, yeryüzündeki hayatımızda emrolunduğumuz gibi tertemiz ve hayır üzere bir hayat yaşamamız gerekiyor... Hayırlı bir sonuç, hayırlı bir başlangıç ve hayırlı bir gidiş ile gerçekleşir... Bu hayır, iman edip salih ameller işlemekle elde edilir... Böyle olanlar, yaratılmışların en hayırlılarıdır... Rabbimiz şöyle buyurur: “İman edip salih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır. Rabbleri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. , onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnud, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.”([33]) Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), imtihan sahasında başarılı olmanın ilkelerini ve bu ilkelerin uygulanış şeklini, kıyamete kadar yaşayacak üm-metine göstermiştir... Kadın olsun, erkek olsun her muvah-hid mü’min ferdiyle ümmet, Rasulullah (s.a.s.)’in göster-diği gibi hareket etmeli ve O’nun yolu olan Sünnetini takib ile hidayet üzere olmalıdır... Abdullah İbn Amr (r.a.)’ın rivayetleriyle şöyle buyu-ruyor Rasulullah (s.a.s.): “Her işin bir gayret dönemi vardır. Her gayret döne-minin de bir gevşeme (fetret) devri vardır. Kimin gevşeme (fetret) dönemi, benim Sünnetim ölçüsünde olursa o, hidayete ermiştir. Kiminki böyle değilse, helâk olmuştur.”([34]) İşte, hidayet ve dalâletin ölçüsü!.. İşte, ebedî kurtuluşun ve helâk oluşun ilkesi!.. Kim ki, yegâne önder Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ni hayat ölçüsü olarak kabul edip onunla amel ederse, hidayete ermiş olur... Gayret dönemlerinde, muvahhid mü’minlerin heyecanları ve çalışmaları doruk noktadadır... ’ın emirlerini, Rasulullah (s.a.s.)’in gös-terdiği şekilde uygulamaya gayret ederler... Gerek ferden, gerekse cemaat olarak bu dönem, en verimli ve en başarılı dönemdir... Gerek nefsin tembelliğinden, gerek dünyevîleşmenin getirdiği bir gevşeme, gerekse işgal edilmiş İslâm topraklarında egemen tağutların baskılarından dolayı zaman zaman mü’min müslümanlar arasında gevşemeler olmaktadır... Takib edilen metod konusunda, seçilen hedef konusunda ve toplumsal ilişkiler ile yapılanma konusunda insanların u-mutsuzluğa kapıldığı görülmektedir... Bu da, kendilerini gevşemeye ve bıkmışlığa sürüklemektedir... “Böyle olmaz veya olmuyor!..” gibi sadece dertlenme ve sadece şikayet et-meler, dâvâ adamını yolundan alıkoyar... Dâvâ adamı, ka-ranlığa kızmaz, karanlığı aydınlatacak bir ışık yakar... Dâ-vâ adamı, bilip inanır ki, gecenin sonu apaydınlık bir sabah ve gündüzdür... Bundan dolayı umutsuzluğa kapılmaz, gevşemez ve üzülmez!.. Kesin iman etmiştir ki, üstünlük, katıksız iman edip gereğini işleyen muvahhid mü’minlere aiddir... Gayret döneminde Kitab ve Sünnet ile amel ettiği gibi, herhangi bir sebebten dolayı bu dönemin kesintiye uğra-dığı fetret döneminde de kurtuluş, Kitab ve Sünnet’e sarılıp onunla amel etmektedir!.. Kur’ân ve Sünnet’e sarılıp gereği gibi hareket edenler, ’ın kendilerinden razı olduğu ve her çağda, her bölgede kendilerine zafer verdiği muvahhid mü’min kullarıdır... Bu kullar, gayret dönemlerinde de, gevşeme yani fetret dönemlerinde de, ’ın ve Rasulü (s.a.s.)’in emrettiği gibi davranırlar... Hak üzere direnir ve fetret dönemini sabırla geçip zafere ulaşmaya çalışırlar... Rabbimiz şöyle buyurur: “Bu, (Kur’ân), insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”([35]) Dâvâmızın başı ve sonu, Âlemlerin Rabbi ’a hamd etmektir.
[21]) Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zühd, B.13, Hds.64. Sünen-i Dârimî, Kitabu’-Rikak, B.61, Hds. 2780.
[22]) Ahmed Davudoğlu, A.g.e., C.11, Sh. 471.
[23]) Bkz. Rum, 30/30.
[24]) Bkz. Kehf, 18/110. Zariyat, 51/56.
[25]) Bkz. Fatiha, 1/5.
[26]) Bkz. Bakara, 2/153-157.
[27]) Ahmed İbn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C.1, Sh. 25, Hds.52.
[28]) En’âm, 6/162-163.
[29]) Bkz. Hud, 11/112.
[30]) Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.23, Hbr.223.
[31]) Kaf, 50/31-35.
[32]) Fecr, 89/27-30.
[33]) Beyyine, 98/7-8.
[34]) İmam Suyutî, A.g.e., C.2, Sh. 36, Hds. 1352 (2426). Beyhakî, Şua'bu’l-İman’dan. Münâvî, Feyzü’l-Kadir, C.2, Sh. 514, Hds. 2426. Not: Hadis, Sahih’dir.
[35]) Âl-i İmrân, 3/138-139.
Kul Sadi Yüksel
|
Yorumlar |
|

|
|
|
|
| |
Dünyadan En Güzel Cami Resimleri Dünyadan En Güzel Cami Resimleri

Bartın Dini Sohbet odalari

Mevlid Kandili E-Kartlar

kepek unlu kek tarifi resimli

Nihat Hatipoğlu - Sahur özel - 2011 2 ağüstoz 2 Bölüm 1

|
İLAHİLER DİNLE

İLAHİ SÖZLERİ

Ipek kullanmak caizmidir

Kışa sonbahar kala

Dar ağacında asılı kaldı yüreğim ve sözlerim

|
|
|