Dokunulmamış düşlerim vardı benim. Kimseye söylemediğim ve kimsenin bozmasına izin vermediğim düşlerim vardı.
İçinde sen olan ama senin bile bilmediğin, dokunulmamış, kirletilmemiş, bozulmamış düşlerim vardı.
Beni bu kadar mutlu eden onlardı.
Sana bakarken masallar yazardım ben, seni dinlerken, sana dokunurken,
her harfinde bir düşü saklayan masallar yazardım. Kimse bilmezdi.
Sen de bilmezdin. Kirlenmesin diye söylemezdim.
Bazen söz biter
Acı kalır içinde
Gecelerin de geçmez olur
Gündüzlerin de
Sonra bitti. Ansızın bitti. Sen gidiyorum dediğin an bozuldu düşlerim. Beklemediğim bir zamandı, beklemediğim bir cümleydi,
belki onun için bu kadar yaktı canımı.
Kimselere dokundurmadığım düşlerimin üzerine basa basa gittin.
Kirlendi düşlerim.
Alışmaya çalıştım. Nefes almaya çalıştım. Yaşamaya çalıştım.
Çalışmakla olmuyordu. Yaşamam için yeni düşler gerekiyordu.
Sen yoktun, kurduğum bütün düşler yokluğunla kirleniyordu.
Nefes almakla yaşanmıyordu.
Yaşamam için seni sevmem gerekiyordu.
Sonunda bıraktım kendimi..
Rüzgara bırakırsın
Bir kuru yaprak misali
Nerede bulacaksın bilemezsin
Sonunda kendini
Seni sensiz yaşamayı öğrendim sonunda. Seninle sensiz nefes almayı.
İçinde senin olduğun düşleri senden uzakta kurmayı. Sana bakmazken,
sen dinlemezken masallarıma düşler saklamayı.
Artık sadece seninle değil herkesle paylaştığım dünyada, sadece seninle
değil herkesle paylaştığım anlarım vardı. Sen olmayınca yaşam bir
masal değildi.
Yaşamdı.
Sıradandı.