Ana Sayfa Dini Filmler  Dini Hikayeler   Dini BiLgiLer  Dini Sohbet Odalari KLip İzLe Arama

..www.Dinisohbetodalari.Com... Türkiye'nin 1 numaraLı şehir özelliklerine göre islami sohbet etmenize imkan saglayan Dini Sohbet sitesine hoşgeLdiniZ...sitemiz islami sohbet , islami chat , dini sohbet , islam , dini chat , islamisohbet , chat , sohbet , islam chat , islam sohbet , islami çet , islami sohbetler , islami cet , islami sohpet , islami sohbet kanali , islami sohbet siteleri , islami chat odalari , islami , dini sohbetler , dinisohbet , islam odasi , islami site , islami siteler , dini sohbet odalari , islami sohbet odalari" gibi bir cok aramaya onculuk etmektedir....

islami Chat

   Ana Sayfa
   Dini Sohbet
  Peygamberler - Evliyalar
  Abdest - Gusul
  Aşka DaiR
  Cennet - Cehennem
  ÇocukLar için
  Cübbeli Ahmet Hoca
  Dantel Örgü - El İşleri
  Dini BiLgiLer
  Dini Filmler
  Dini Hazir Mesajlar
  Dini Hikayeler
  Dini Mirc Dökümanları
  Dini ResimLer
  Dini Ruya tabirleri
  Dini Siirler
  Dini Sohbet Odalari
  Dini Sohbetler
  Dualar
  E-kartlar
  Evlilik
  Ezan DinLe
  Facebook Duvar Yazıları
  Fikralar
  Galeri
  Güncel KonuLar
  Güzel Sözler
  HaYaTa DaiR
  iLahi Dinle
  ilahi sözleri
  islam da Kadin
  Kadın Giyim Takı Moda
  Kadınca
  Kuran-ı Kerim
  Mahrem Konular
  Mobilya
  Msn Bölümü
  Muziksiz iLahiler Dinle
  Namaz
  Nihat Hatipoğlu
  Ramazan ve Oruc
  ResimLi SiirLer
  sesLi şiirLer
  Yemek tarifleri
  ölum ve Kabir Hayati
  iletişim
 
sitemap

GogLe sitemap         

 Falcilik-kahİnlİk ve gayb’dan haber vermek

 

Okunma

173
Facebookta Paylaş
FALCILIK-KAHİNLİK VE GAYB’DAN HABER VERMEK
ALPEREN GÜRBÜZER

Yıldızlar, güneş, ay ve gezegenler birşeyi yönetmeye muktedir değil, idare eden Allah’tır. Bu yüzden burçlarla, fallarla insan ilişkilerini kurmak ve bu tür şeylerden medet ummak yanlış. Çünkü bu saydıklarımızın hepsi belli bir proğram dahilinde yüklenmiş ilahi kanuna göre seyrediyor. Allahü Teala ; De ki, gökte ve yerde gaybı Allahtan başkası bilmez(Neml65) buyuruyor. Peygamberimiz(s.a.v) ‘de, Bir kimse bir kahine giderek onun söylediklerini tasdik ederse Muhammed’e indirilenleri inkar etmiş olur buyurarak kahine ve falcıya inanmamamızın gerektiğini ortaya koymuştur. İhtiyacımız olan gaybi bilgiler zaten hem Kur’an, hemde sünnette yeterince mevcut, bundan ötesini merak ise şeytanın vesveselerine yem olmak demektir. Şüphesiz, gayb-ı Allah bilir hükmü sabit, ancak Peygamberler, bazı kullar gayb’ı Allah’ın bildirdiği kadar bilebilir, genele şamil değildir.
Dinimizde yıldıznameye yer yok. Yıldızlara bakarak gelecekten haber vermek bühtandır. Efendimiz ashabıyla oturup sohbet ediyordu o sırada bir yıldız kayınca bu durumu birinin ölümüne veya doğduğuna yorumladılar. Allah Rasulü bunun üzerine dedi ki:
-Yıldız, ne bir kimsenin ölümü ne de doğumu için kayar. Ancak Rabbimiz bir konuda hüküm verince, Arş’ı taşıyan melekler tesbih ederler. Sonra onların altında bulunan gök ehli tesbih eder. Nihayet bu tesbih bizim dünyamıza kadar ulaşır. Sonra Arş’ı taşıyan meleklerin altında bulunan gök ehli, haberin ne olduğunu soruşturarak Arş’ı taşıyan meleklere; ‘Rabbimiz ne buyurdu?’ derler. Onlar da bu hükmü kendilerine haber verirler. Her gök ehli diğer gök ehline durumu bildirir. Nihayet haber dünya göğünde bulunanlara kadar ulaşır. Cinler bu haberi kulak hırsızlığı yaparak çalarlarda, bunun üzerine kovalanırlar. Onların bu şekilde getirdikleri haber haktır. Ancak kendileri değişiklik yapıp, artırma-eksiltmede bulunurlar(Müslim, Ahmed b. Hanbel)
Bir yıldızın kayması da kaybolması da bir fiziki olay.Yıldızlar kaya dursun, önemli olan Hak yolda ayağımızın kaymaması.. Rasulü Ekrem(s.av); Yıldızlar semanın emiyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaat edilen şey semaya gelir. Bende Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaad edilen şey gelecektir. Ashabımda ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vaad edilen şey gelir(Müslim, Fedailu’s- Sahabe, 207) buyurdu.
Yıldıznamelerle insanlara ilham kaynağı olduğu sananlar aldanıyorlar. Asıl ilham alabileceğimiz kaynaklar, karanlık ruhumuza ışık saçacak bizi zirvelere taşıyacak seher vakti kuş sesleri eşliğinde uyanmamızı sağlayan seher yıldızlarıdır. Dolayısıyla kahinler kendi yoluna , Hak yolcularıda kendi yörüngesinde seyreden galaksisine, tercihte serbestiz. Ama biri çukura, diğeri zirveye götürür. Şu bir gerçek batmayan yıldızlar insanı kurtuluşa erdirir.
Sihrin hak olması, caizdir anlamına gelmez. Birşeyin varlığı sebebiyle o işi yapmak anlamına gelmediği gibi. Rabbül Alemin; Süleyman(a.s)’ın saltanatı aleyhine şeytanların okudukları şeye(sihre) tabi oldular. Hz.Süleyman sihir yapıp kafir olmadı. Fakat şeytanlar insanlara sihir öğrettiklerinden kafir oldular. Onlar Babildeki harut ile marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı.(Bakara/102) buyuruyor. Şeytanlar yedi kat gökleri dolaşırken, orda Meleklerin sözlerine şahit olarak birtakım haberleri işitir kahinlere aktarırlardı, Kahinlerde insanlara... Fakat zaman içerisinde şeytanlar doğru haberlere bile allayıp pullayıp .yalanlar katarak kahinlere ilettiler. Üstelik Kahinler bu bilgileri kayıtlara geçirerek yazılı hale getirdiler. Hz. Süleyman önlem olarak bu yazılan kitapları toplatarak sanduka içerisine koyup, tahtının altında muhafaza altına aldı ve bu konuda gerekli ikazlarda bulundu ve şöyle seslendi: Kim şeytanların gaybı bildiğini iddia eder, etrafta söylenirse kellesini koparırım tehdidinde bulundu. Bu tehditle, maksad hasıl oldu, ta ki Hz. Süleyman’ın vefatına dek. Ölümünün ardından hemen fırsatı ganimet bilip etrafa Hz.Süleyman’ın büyük bir sihirbaz olduğu şayiasını yaydılar, oysa yukarıda bahsi geçen ayetin devamında Allah(c.c); Ve onlar, Süleyman’ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Oysa Süleyman asla küfre düşmedi. Sadece şeytanlar düştüler(Bakara 102)buyurarak gerçeği ortaya koyuyor.
Cinlerde tıpkı şeytanlar gibi göğün yüksek katmanlarına çıkarak birtakım bilgileri alıp yalan yanlış ilavelerle kahinlere, falcılara aktardılar ve birtakım sırlara vakıf oldular ama, Allah Rasulünün dünyaya teşrif edip Risaletiyle bu imkan ellerinden alındı, Rasulü Kibriya’nın Ukaz panayırına gittiği senelerde cinlerin üzerlerine göktaşları atılarak adeta bir yıldıza çarpılıp akkor kesilen bedenleri ile gök kapıları ardına kadar kapatılmış ve kavimlerinin yanlarına dönmek zorunda kalmışlardı. Neydi onları çarpan yıldız, bilemezlerdi alemlere rahmet olarak indirilen yıldızı(Hz.Muhammed(s.a.v))..
Kavimleri dediler ki:
-Başınıza gelen bu duruma vesile olan birileri olsa gerek, derhal doğu ile batı arasını bir bir tarayın.
Taramaya koyuldular, doğu ve batı arasında bir hayli mekik dokuduktan sonra Nahle denen yerde dikkatlerini çeken bir topluluğun farkına vardılar ve orada Allah Rasulü’nün ashabına namaz kıldırdığını görüp yanlarına geldiler, Cinler O’nun mübarek dilinden dökülen tane tane güzel tilavetine şahit oldular ve kendi aralarında;
-İşte bize gök kapılarının kapanmasına neden olan bu olsa gerek dediler, ardından iman ettiler. Kavimlerine döndüklerinde eşi ve emsali olmayan bir kıraat dinlediklerini, iman ettiklerini, bundan böyle Allah’a şirk koşmayacğımıza yemin ettik ,işte gök kapıların kapanmasına neden bu olay dediler.
Bütün bu örneklereden madem sema kapıları kapatıldı cinlerin gaybı bildiklerini iddia etmenin anlamsız olduğu anlaşılır, yukardaki izahlardan hareketle yine bu konuda ayetlere bakıldığında:
Doğrusu biz(cinler) göğü yokladık; fakat onun, kuvvetli bekçilerle ve alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Oysa biz onun bazı kısımlarında dinlemek için oturacak yerler oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murad edildi, yoksa Rabbleri onlara bir hayır mı diledi. (cin,8-10)
Doğrusu biz dünya göğünü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve onu inatçı her şeytandan koruduk. Onlar Mele-i Alayı dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar, uzaklaştırılırlar.Onlara ardı arkası kesilmez bir azap vardır. Ancak birsözü kapan olursa, onu da delip geçen alevli yıldızlar takip eder(Saffat,6-10)
Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, Onlara şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık(Mülk, 5)
Andolsun ki biz gökte burçlar yaptık ve onları bakanlar için donattık. Ve onları, kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, apaçık görülen bir ateş onu kovalar(Hicr,16-18)
UĞUR VE UĞURSUZLUK
Bir başka meselede hayra yormak anlamında uğur ile kötü bir şeye yormak anlamında uğursuzluk kavramları. Nitekim yine Peygamberimiz(s.a.v);Tıyere’nin (uğursuzluk) aslı yoktur. Onun en iyisi faldır buyurmuş. Gerek burçlar, gerek gök hareketleri, gerek cisimlerin, gerekse zamanın ve gerekse uğur telakki ettiklerimizin kaderimizi etkilediğini söylemek yanlış,Ama her gördüğünü hızır bilmek her geceyi kadir gecesi bilmek de güzel davranış.Fakat cansız eşyadan medet umarak; bana uğur getirdiğini demek safdillik olur. Aslında uğursuzluk denen bir şey yok, uğursuzluk problemli zihinlerde, gah zamanı uğursuz sayarız, gah herşeyi.Bir bakarsın sayılara, fala, güne takılırız hep. Uğurlu ismim, uğurlu günüm, uğurlu sayım deriz, tüm bu yaftalamalar caiz değil ve akaidimizi zedeler, bertaraf eder oysa ruhumuzu.. Böyle yapmakla cahiliye adetlerini yeniden diriltmiş oluyoruz. Efendimiz(s.a.v); Üç şey cahiliye adetlerindendir: soy-sopa kötü konuşmak ve ölü için saçını başını yolarak ağlamak, bir de nev’lerden yağmur ummak olduğunu beyan buyurdu(Buhari , Müslim)
Allah Rasulü Birgün Yağmurlu havanın ardından sahabeye:
- Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?
Dediler ki :
- Allah ve Rasulü bilir.
Bunun üzerine Rasulullah(s.a.v); Allah buyurdu ki: Kullarımdan bazısı mü’min, bazısıda kafir olarak sabahladı. Kim, ‘Allah’ın fazlu rahmetiyle yağmura kavuştuk dediyse işte o bana iman etmiş, yıldızı reddetmiştir. Kimde ‘Filan ve falan yıldızın nev’i sebebiyle yağmura kavuştuk.’ dedi ise o da beni reddetmiş, yıldıza iman etmiş olur’(Buhari, Müslim) buyurdu.
Birdefasında da devenin sütü sağılması gerekiyordu, talipli arandı, bir adam kalktı ve Allah Rasulü adını sorunca; Mürre dedi. Allah Rasulü; otur dedi. Bir başkası kalktı onun da ismini sorunca, o da Harb dedi, ona da otur dedi. Bir başkası kalkınca onada ismi soruldu, o da cevaben Ya’iş dedi. Bunun üzerine Habib-i Kibriya tebessüm ederek; deveyi sen sağ dedi.(Muvatt). Çünkü Mürre acı , Harb savaş, Ya’iş ise yaşamak manasına geliyordu. Uğursuzluktan değil üçüncü ismin hayır çağrıştırdığı için. Bu sebepten herşeyi hayra yormalı. Efendimiz(s.a.v); İsimlerin en hayırlısı Abdullah, Abdurrahman, Haris(evi, evlad-u ıyali için çalışan) ve Hemmam(hayır düşünen)’dır, isimlerin şerlileri ise Harb ve Mürre’dir (et-Temhid,24/72) buyurdu.
Bir çocuğa kızdığımızda zamane çocuğu der, eğitimini üstlenmeyiz. Ya da ibadetlerde gevşeklik gösterip; eeh neyapalım, ahir zaman deyüp kolaycı yaklaşımı tercih eder, suçu aramayız kendimizde. Peygamberimiz(s.a.v); Dehr’e (zaman) sövmeyin. Zira Dehr Allah’tır buyurdu(Buhar, Müslim, Ahmed b. Hanbel). Demek ki, zamanı bahane ederek kusurlarımızı ört bas etmekle kılıf uydurmuş oluyoruz, oysa sebebi halk eden Allah, dolayısıyla zamana sövmekle haşa Allah’a isnad da bulunmuş olunur.Dün, bugün,yarın kavramları bizim için, Yüce Mevlamız için sözkonusu olamaz. Zira zamanı da mekanıda var eden Allah ve O’nun emrinde: De ki Göklerde ve yerde olanlar kimindir? De ki: Allah’ındır(En’am,12), Gecede ve gündüzde barınan ne varsa O’nundur(En’am,13).
Şu halde ömür sürecimiz belli bir zaman dilimi ve bir mekanda cerayan ediyor. çünkü bir zaman ve bir mekanda var olduğumuz için. İlişkili olan sade insanoğlu değil bizatihi zaman ve mekanın kendileride kendilerine bağımlı ve ilintili. Yukarda da belirttiğimiz gibi ilintili olmayan Rabbü’l Alemindir. Yılan ve kertenkele gibi canlılarda derinlik boyutundan mahrumdurlar. Bu tür canlılar derinlik boyutundan yoksun olarak gördüklerinden dolayı eşyayı fotoğraf gibi karton filmi izler gibi izlerler. Her mekanın boyutu farklı olabilir. Onun için fizik demişiz, birde fizik ötesi. Bizim paylaştığımız mekan, üç boyuta izin veriyor , üç boyutu aşacak hamle bazı Allah’ın sevdiği dostlarına nasip olabir.Zaten Miraç olayı yeterince boyut olayının anlaşılmasına bir işarettir sanırım. Ne varki bizim gözümüz ancak üç boyutu algılar diğer boyutları kavrayamaz. Ve göremez. Yeryüzü ile gökler arasında bir yığın bilmediğimiz varlıklarla donatılmış ama bunlardan habersiziz..Çünkü boyutlarımız farklı. Melekler çok hızlı hareket ettiklerinden görünmezler. Santrifüje bir konik tüp koyduğumuzda hızlanmaya başladığında artık tüpü göremiyorsak arzla sema arasında görülmeyen meleğimsi ışınlar sözkonusu. İşte bu enerji diyebileceğimiz ışınlar birtür fizik kuralının varlığını ortaya koyuyor.
Allah ü Teala; ‘ O semaların ve arzın arasındakilerin Rabb’ıdır.Ve doğuların Rabbidir’’ ( Saffat suresi ayet5) buyurarak boyutların sırrını hatırlatıyor ve üç boyuttan başka boyutlarında varlığına işaret etmiştir.. Bundan dolayı dört, beş, altı vs. boyutların ayrı mekanların olabileceği akıllara düşüyor ve dördüncü boyutun da zaman olduğunu anlamış oluyoruz. Zaman, sanılanın aksine bir saat meselesi değil o da üç boyuta benzer hatta onun ötesinde bir boyuttur ve daima mekanlarla beraber akıp gider.

KAHİNLER
Kendisini yıldız zannedipte kahinliğe soyunanlar insanların yufka duygularını sömürüyorlar.Biz biliyoruzki gerçek yıldızlar Rasulüllah’ında buyurduğu gibi ashabı Kiramdır. Çünkü onlar gökteki yıldızlar olarak tasvir edilmiş Nebibiyi Ekremin dilinden; Ashabım yılıdızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz(Suyuti,Cami’us- Sağir; Feyz’ul-Kadir 4/76; İbnu Abdi’l-Berr, Cami’ul-ilm, 2/91)
Kahinler hakkında Rasulüllah’a sorduklarında cevaben:
- Onlar hiçbirşey değildir buyurdu.
Dediler ki:
-Ey Allah’ın Rasulü! Onlar bazen bize bir şey söylüyor ve söyledikleri doğru çıkıyor,
deyince şöyle buyurdu:
-O söz cindendir. Cin onu kaparda, tavuğun gıdaklaması gibi dostunun kulağına gıdaklar. Bu suretle ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırırlar(Müslim). Şimdi bu rivayete dayanarak hani gök kapıları kapatılmıştı denilebilir, ancak istisna da olsa konuşulanlardan eser miktarda bazı bilgi kırıntıları elde edebilirler cinler, kaldı ki kahinler aklını kullanarak bazı şeylere isabet edebilir, her ne olursa olsun Rasulü Ekrem(s.a.v); falcıyı, kahin’i onaylayan kimselerin kırk gün namazlarının kabül edilemeyeceğinin ve Kur’anı inkar etmiş etmiş sayılacaklarını ve cennete giremeyeceklerini bildirmiştir(Ahmed b. Hanbel, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)
Falcılık gelecekten haber vermeye yönelik eylem demek. Efendimiz fal nedir sorusuna da Sizden birinin işittiği güzel sözdür(buhari) manidar cevab vermiş.. Allahü Tela buyuruyor ki:
- Ey İman edenler şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın
amelinden murdar işlerdir. Bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz. Şeytan şarapta ve kumarda aranıza düşmanlık v e kin düşürmek sizi Allah’ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık son vermiyor musunuz

  Yorumlar

Yeni nick:
Kanal adı:
Sifre:
Sifre ve email:


 
Lacoste 2011-2012 kış koleksiyonu


Sabah namazının sünnetinin öğleden önce kaza edilmesinin hikmeti nedir?


Farklı Türban Bağlama modelleri


kolay tepsi böreği tarifi resimli


Peygamberimiz (s.a.v)in cimrilik ile ilgili hadisleri


2012 Regaip Kandiliniz Mübarek Olsun


2012 Nihat hatipoðlu - Regaib Kandili Duasý


2012 kandil mesajları facebook resimli kandil kutlama tebrik kartları - 2012 regaip kandili e-kartlari


Facebook için Regaib Kandili mesajları


2012 Regaip Kandili Sms Mesajları - 2012 Regaip Kandili Mesajları


Dinisohbetodalari.com olarak islami sohbet - islami chat - dini sohbet - dini chat - islamisohbet - Dini chat odalari - islami cet - islami sohbet siteleri - dini cet - dini Sohbet Kanali - dini chat Kanali - dini chat odasi - dini sohbet odalari - dini site - dinisohbet - islami sohbet odalari gibi aramalar üzerine hizmet vermekteyiz

ilahi dinle  |  Dini sohbet  |  ilahi dinle ilahiler ilahi dinle ilahi dinle ilahi dinle ilahi dinle Dini Sohbet  |  islami sohbet  |  islami sohbet  |  islami chat Dini sohbet  |  islami sohbet odalari ilahi dinle

Copyright © 2011 Tüm Hakları Saklıdır Dinisohbetodalari.com

Desing By eFe